SİYASİ PARTİLERİMİZ
DEMOKRASİYE HİZMET ETMİYOR
Mustafa Yılmaz
DEMKÜLDER (Demokrasi Kültürünü Geliştirme ve Yaygınlaştırma Derneği) Başkanı Mehmet Refik Soyer Söz Gazetesi için Türkiye ve İzmir’de yaşananları değerlendirdi.
Derneği altı yıl önce kurduklarında basında “demokrasinin de derneği oldu” diye başlıklar çıktığını hatırlatan Soyer, “Keşke demokrasinin derneği olmasaydı da demokrasi olsaydı. İşimiz daha kolay olurdu” dedi.
İzmir’de seçimlere 60 günden az olan bir zaman içinde adayların belirlendiğini hatırlatan Soyer, “Bu herkesle düpedüz alay etmektir. Seçimlere 60 gün kala sokaktan bir adamı alıyorsunuz ve ‘Bizim partinin meclis üyesi olur musunuz’ diyorsunuz. Telefonla adaylar belirleniyor. Böyle bir demokrasi sistemi olur mu?” dedi.
Siyasi partilerin güya demokrasinin vazgeçilmez öğeleri diye anlatıldığını vurgulayan Soyer şöyle konuştu: “Ama asla Türkiye’de demokrasi ile alakaları yok. Bir parti kayıt sistemini herkesin şeffaflıkla ulaşabileceği şekle sokmazsanız, bunun kontrolünü açık bırakmazsanız, delege sistemini aynı şekilde düzenlemezseniz siz demokrasi istemiyorsunuz demektir. Bırakın palavrayı. Herkes palavra atıyor.”
TÜRKİYE’DE GERÇEK DEMOKRASİ YOK
“Türkiye’de halen gerçek bir demokrasi yok. Tek ayağı topal bir demokrasi var” diyen Soyer bu konuda şunları söyledi: ”Demokrasi bu şekilde işletilmeyi çalışıyor. Çünkü sosyal demokrasi yapması gereken, dünyada yaşama geçirdiği demokratik anlayışı, insana bakışı, kesimlerle ilişkisi, kazanımları paylaşması, hak, hukukla ilgili meseleden tutun aklınıza gelebilecek her konuda tarih içinde ürettiği ve ülkelerde çözüme yardımcı olduğu konuları, hususları Türkiye’de uygulayabilecek noktaya getiremiyor. Türkiye’de bakıyorsunuz, kendisini sağ merkezde liberal olarak tarif eden insanların bir anda sosyal demokrasiye el attıklarını ve onları uygulamaya başladıklarını görüyorsunuz. O zaman ‘Bu nasıl muhafazakar, merkez sağ’ diyorsunuz. Sol tarafa bakıyorsunuz, muhafazakarlardan daha fazla devletçi, bazı konuları tabu olmaktan çıkaramayan bir yapı görüyorsunuz. Bu da Türkiye’nin geleceği açısından bizleri üzüyor ve zorluyor. Bunun süratle aşılması gerekiyor.”
SAĞ VE SOL DENGEDE OLMALI
Kendilerinin taraf oldukları yerin demokrasi olduğunu hatırlatan Soyer, ”Demokrasinin doğru işleyebilmesi için sağ ve solun dengede olması gerekir. Bir terazinin bir kefesine ağırlık koyup karşı tarafına hiç ağırlık koymazsanız dengeye gelmez. Türkiye’de son 50 yıldır terazinin sağ kefesi ağırlığı ile basıyor. Sol kefe yukarıda bir türlü aşağıya inemiyor. Siyaset içinde 20, 30 yıl yaşamış olan ve bugün bir kısmı halen daha siyasi partilerin üst yönetici kısmından bulunan insanlarımızın yaşadıkları ülkeyi ve siyaseti hiç de doğru algılamadıkları kanısındayım. Ne yazık ki, kötü kabiliyet sergileyemediklerini düşünüyorum. Türkiye’de Aziz Nesin’in dediği gibi kurnazların kurnazlıkları akıllılara galebe çalıyor. Oysa bunu terse çevirmek lazımdır. Ama bunu terse çevirmek için akıllı olduğunu iddia edenlerin gerçekten akıllıca işler yapması gerekir. Ben onların çok akıllıca işler yapmadığını düşünüyorum. Kurnazlık yapanların oyunlarına sürekli gelmeye devam ediyorlar” dedi.
BU HALKA YAZIK
Türkiye’de cumhurbaşkanlığı seçimleri sırasında bir sıkıntı yaşandığını, o sıkıntının yaşanması aşamasında iktidar partisi AKP’nin meclis çoğunluğunu da kendine göre kullanarak Türkiye’yi erken seçime götürdüğünü ifade eden Soyer, çok ciddi karmaşa ve kaos oluşturan yasalar çıkarıldığını söyledi. Bugün Cumhurbaşkanın seçimi ile ilgili çok da bilinmeyen iki sistemin var olduğunu belirten Soyer, Bunu Türkiye’nin dondurduğunu bir gün tekrar karşımıza çıkacağını vurgulayarak şunları söyledi:
“İktidar partisi seçimleri erkene çekerek kurnazlık yaptı. O kurnazlığa diğer partiler de geldiler. Bir kısmı kurnazlık yapan iktidar partisini desteklemeye kadar işi götürdü. Bir kısmı muhalefette de dursa o oyunun içine geldi. Türkiye’de milletvekili seçimi yapılırken aslında Türkiye Cumhurbaşkanını seçti. Böyle bir kayma oldu. Aynı kaymayı şimdi yerel seçimlerde yaşıyoruz. Bu yerel seçimler sanki milletvekili seçimleri gibi yapılıyor. Bu halka da yazık, ayıp ve günah. Şu anda farklı sikletleri aynı minderlerde güreştiriyoruz. Bunun sıkıntılarını da Türkiye elbette görecek ve yaşayacak. Doğru bir seçim yapılmayacak. Farklı konular tartışılıyor. Oysa ki seçimler yerel seçimler. Türkiye böyle bir oyun içinde. Bir başka şeyi seçmekle yükümlü iken bir başkasını seçmiş olacaksınız. Türkiye böyle bir oyuna geldi. Türkiye’de birçok şey istikrarsız ama en çok istikrarsız olan şeylerden bir tanesi de siyaset yapma yöntemidir.”
SEÇMENLE ALAY EDİYORLAR
Türkiye’de demokratik sistemin siyasi partilerin içinde yaşamadığına dikkat çeken Soyer, “Nasıl olur da bir siyasi parti insanların onurunu zedeleyecek şekilde aday belirme süreci yaşatır. Kenti için 4-5 sene çalışmış bir yöneticinin seçimlerde tekrar aday olup olmayacağını öğrenebilmesi aylarca süren bir iş haline geliyor. Seçimlere 60 günden az olan bir zaman içinde aday belirleniyor. O zaman bu herkesle düpedüz alay etmektir. Böyle demokrasi olur mu? Seçimlere 60 gün kala sokaktan bir adamı alıyorsunuz ve ‘Bizim partinin meclis üyesi olur musunuz’ diyorsunuz. Telefonla adaylar belirleniyor. Böyle bir demokrasi sistemi olur mu? Bir yandan hizmet etmiş bir adamı sündürüyorsunuz. Memnun değilseniz adama altı ay öncesinden teşekkür edin. Yerine başkasını bulun” dedi.
ADAYLIK GENEL BAŞKANIN İKİ DUDAĞI ARASINDA
Adayların halka yapacakları hizmetleri anlatmalarının bu sistem içinde çok zor bir hale geldiğini ifade eden Soyer şöyle konuştu: “Genel siyaset yapıyorlar. Genel kavramlarla konuşuyorlar. Onun ötesinde kısa bir süre kala aday oldukları için ekiplerini doğru dürüst kuramıyorlar. Kurdukları ekiplerle iş üretemiyorlar. Seçimlerden ancak 5-10 gün öncesinde somutlaşmış birkaç proje görebileceğiz. Bu olmaması gereken bir şeydir. Benim gerçekten üzüntü kaynağım şu oldu. Bizim İzmir Büyükşehir Belediye Başkanımız adaylığı aşamasında, aday olup olmayacağına genel merkez tarafından karar verileceğini söylerken ‘Genel Başkanımın iki dudağı arasında’ dedi. Bu çok üzücü bir şey. Haysiyet kırıcı bir şey. Bunun üzerinde çok düşünmek gerekir. Hiçbir kimsenin hiçbir kimseye reva görmemesi gereken bir olay. Bu konu çok daha zarif biçimde halledilmeliydi.”
PALAVRA ATIYORLAR
Kendisinin EBSO’da görev yaparken kurmuş olduğu bir siyasi ve sosyal işler komitesi olduğunu hatırlatan Soyer, o dönemde siyasi partiler, seçim yasası ve Anayasa ile ilgili çalışmalar yaptıklarını söyledi. Söyer sözlerini şu şekilde sürdürdü:
“Bizim bir önerimiz oldu. Siyasi partiler içinde mahalle bazında başlayan delegasyonun ilçe ve illere kadar ve hatta genel merkez kongre delegelerine kadar gidişi aşamasında değişikliler önerdik. Yüksek seçim kurulları ve il seçim kurullarını işin içine katarak fevkalade güzel bir şekilde üye kaydı yaptırmalarını tavsiye ettik. Ama bunu siyasi partiler istemiyor. Siyasi partiler güya demokrasinin vazgeçilmez öğeleri diye anlatılıyor ama asla Türkiye’de demokrasi ile alakaları yok. Bir parti kayıt sistemini herkesin şeffaflıkla ulaşabileceği şekle sokmazsanız, bunun kontrolünü açık bırakmazsanız, delege sistemini aynı şekilde düzenlemezseniz siz demokrasi istemiyorsunuz demektir. Bırakın palavrayı. Herkes palavra atıyor. Sen sokaktan adam getirebiliyorsan, senin partinle bir ilgisi olmamış adamları seçim aşamasında partili yapıp bir yerlere aday gösterebiliyorsan buradan ne bekleyebilirsiniz ki. Çünkü o kişinin, o insanın aidiyetini ortaya koyamıyorsunuz. Siyaset dünyanın her yerinde çok popüler insanları zaman zaman kullanmıştır. Ama Türkiye’de işleyiş tamamı ile bu hale geldi. Türkiye’de bir oyun oynanıyor ve adına demokrasi deniyor.”
PARTİ MECLİSLERİ ÇALIŞMALI
Yasaya göre siyasi partilerin üç yılda bir toplanması gereken kurultaylarının, aslında bir ilçe meclisi gibi çalışması gerektiğini vurgulayan Soyer, üç yıl için seçilen bu meclisin her sene en az dört defa 300 kişi ise 300 kişi 250 kişi ise 250 kişi ile toplanması gerektiğini söyledi. Her partinin İzmir’deki ilçe sayısı kaç ise o kadar meclisi olması gerektiğinin altını çizen Soyer,
“Bu insanların senede ört defa toplandığını düşünün. Orada komisyonlar oluşmalı. İnsanlar görev almalı. Orada insanlar görmedikleri arkadaşlarını görecek. Komisyonlarda birlikte çalışacak. Türkiye için politika üretecekler. Ondan sonra bir seçim olduğunda adaylar bu meclisin içinden çıkacak. Partinin ilçe meclisindeki 200-300 kişi çıkacak adayla ilgili bilgi sahibi olacak. Şu anda partililerin çoğu belediye meclisleri için partisinin önerdiği kişilerin adlarını bile bilmiyor. Tam Aziz Nesinlik hikayelerin yaşandığı bir ülke olduk. Oysa mekanizmanın yukarıda anlattığımız gibi çalışması gerekir. O zaman adayların daha iyi tanındığı bir sistem olur. Bu taktirde demokrasiyi daha az hatalı işletirsiniz. Dünyada pek çok parti bu sistemi uyguluyor. Siyasi partilerin bunları dikkat alması gerekir. Ancak siyasi partilerin bunlarla falan uğraştıkları yok. Siyasi partiler çok apayrı şeylerle uğraşıyor.”
KAZIK ÇAKANLAR VAR
“Bir yere gelip de 40 yıl oturup kazık çakılınca o mekanizmayı değiştirecek sistemin kablolarını söküp atıp da çalıştırmadığında senin demokrasi istediğin söylenemez” diyen Soyer, Demokrasinin dünya insanlık yaşamı içinde bugüne kadar işlerliği olabilen, daha az hataya neden olan bir sistem olduğunun kabul edildiğini söyledi. Soyer sözleri şu şekilde tamamladı:
“Bunun sebepleri var. Bugün batı demokrasilerindeki sistematiğe bakarsanız, oradaki siyasi partilerin önemli bir bölümünün en fazla iki dönem kaldığını görürsünüz. Seçmen üçüncü dönemde bunları değiştirir. Bunun altında çok önemli bir gerçek yatıyor. İnsanın bir yapının içinde uzunca yıllar kalması bir müddet sonra laçkalaşmayı beraberinde getiriyor. Fizikte malzeme yorgunluğu diye bir şey var. İnsan yorgunluğu diye de bir şey var. Bunun Türkiye’de örneklerini farklı şekilde görüyorsunuz. İki, üç ya da dört dönem belediye başkanlığı yapmış kişilerin o ya da bu sebeple zanlı haline geldiği, mahkemelere düştüğü, tutuklandığını görüyorsunuz. Birçok şaibeli iddialar ortaya atılıyor. Bu işte tamamen o malzeme yorgunluğundan oluyor. Bizdeki sistemde bu malzeme yorgunluğunu oluşturan bir yapı var.Çünkü sigortası elinden alınmış bir sistem. Siyaset Türkiye’de böyle yapıla yapıla daha kötü hale geldi.”